SEZON SONU ve HARBİYE AÇIKHAVA TİYATROSU

Çalışma hayatında insanların tatili düşünmeye başladığı yaz günlerinde, tiyatroseverler sezonun kapanmasıyla birlikte açık hava gösterilerine merakla bekler oldu.

Şehir Tiyatroları’nın yazbaşında sadece bir gösterim için Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda müzikal oyunlar sahnelendi. Maraton haftasonunda “Leyla ile Mecnun” oyunuyla başladı. Ardından Haldun Dormen’in en keyifli oyunlarından biri olan “Kantocu” sahne aldı. Asırlık bir çınar edasıyla yıllardır sahnede olan, gururumuz olan oyunumuz “Lüküs Hayat” kapalı gişe sahnelendi. Ve son olarak Yücel Erten rejisiyle “Keşanlı Ali Destanı”nı seyrettik.

Oyunların özellikle müzikallerden seçilmesi sadece tiyatro olarak değil, konser olarak da tatmin etti seyirciyi. Keyifli müziklerle, akşam karanlığında mehtaba ve denize karşı mest oldu açıkhavayı dolduran seyirci.

“Lüküs Hayat” oyunuyla bütünleşen sevgili ustalarımız Zihni GÖKTAY ve Suna PEKUYSAL’ın tadına doyulmaz oyunculuklarıyla veda etmeye hazırlanmaları içimizi burktu bir kez daha. Her oyunda kattıkları yeni espri ve yaklaşımlarla seyriciyi mest etmeyi başarıyorlar. Bu ustaların yerine yetişecek kimsenin olmaması ise Şehir Tiyatroları’nın en büyük gaflarından biri. Ustaları emekli ederek sahnelerden uzaklaştırmaları, onlardan bir hoca olarak faydalanamıyor olması Şehir Tiyatroları’nın büyük ayıbıdır.

Yeni nesil oyunculara yer açmak adına Belediye’nin de müdahale etmesiyle, emekli edilen usta sanatçılarımız, yerleri doldurulamadığı gibi, yerlerine gelen genç oyuncuların usta-çırak ilişkisinden mahrum kalması oldukça üzücü. Hele hele konservatuvarlarda yetişen, kendilerini marjinal ilan eden, usta-çırak ilişkisini bilmeyen genç oyuncuların Şehir Tiyatroları ve diğer tiyatrolarda ön plana çıkmak amacıyla ustalara saygısızlıkta bulunmaları hoş değil.

Konumuz Açıkhava Tiyatrosu’nda müzikalleri. Her biri büyük emek harcanarak sezon boyunca sahnelenen bu oyunların maalesef organizasyon eksikliği gibi eksiklerle sunulması Büyükşehir Belediyesi’ne yakışmadı. Tıpkı diğerlerinin yaptığı gibi sembolümüz olan müzikallere güçlü bir sponsor bulunup, sahne kenarlarına dev ekranlar konularak, ses sistemi güçlendirilerek seyriciye sunulsaydı daha şık olmaz mıydı?

Bir sözüm de Yücel Erten hocamıza; acaba sezon boyunca sahne arkasında sakladığınız Keşanlı Ali Destanı orkestrasını bir kereye mahsus Açıkhava Tiyatrosu’nun orkestra çukuruna alıp, seyirciyle orkestrayı bütünleştirseydiniz görsel ve işitsel zenginlik yaratamaz mıydınız?

Birçok ülkede yıllarca sahnelenen müzikaller o ülkenin ve şehrin sembolü olur, onlara sahip çıkılır, oyuncuları değişse de oyunun gidişatında bir milim bile oynama olmaz. “LÜKÜS HAYAT” , “KANTOCU” , “KEŞANLI ALİ DESTANI” ve aklıma gelmeyen birçok oyunumuz da bizim sembollerimiz olamaz mıydı?

Açıkhava çarpar derler ya insanı. Ben de çarpılıp kaleme aldım bu sözlerimi.

“Sesimiz Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş, sürçü lisan ettikse affola.”

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın